12/7/2006 - düşüncesine bağlı balık

Eski evimizdeki odamda çıplak bir ampül yanıyordu. Gece yatmadan önce o ampulun kendinden dolayı aydınlatamadığı bölgede oluşan "balık"a bakardım.. Bunu bir arkadaşıma anlatmıştım. O da daha önce bu balığı nasıl fark edemediğinden dem vurmuştu. Daha sonra da bana bu yukarıdaki fotografın düzgün halini gönderdi.. Geçen gün bu fotografa bakarken ters çevirmek "aklıma geldi".. (nasıl ve neden geldiyse) Çevirdiğimde gördüm ki sanki balığın da "aklına bir fikir gelmiş".. Bir balık ve üzerinde yanan ampul.. İşte düşüncesine bağlanmış bu balığı böyle keşfettim.. Bu keşfim üzerine düşünürken başka bir şeyi daha fark ettim. Balık şeklinin oluşması için ampulun yanıyor olması gerekliydi. Yani balık ancak düşündüğü zaman var oluyordu.. (cogito ergo sum) Sanırım bizi var eden "düşünceye" de (düşünme eylemine yani) böyle balık gibi bağlanmamız gerek.. :)
"düşünüyorum öyleyse yalnızım" sözünü duyduğumda çok sevmiştim. bu balığı da sanırım bu yüzden sevdim. Balık düşündüğü zaman heryeri aydınlatıp kendinden başka hiç bir şey bırakmıyor ortada. Yalnız kendini, yalnız var ediyor...
şöyle de bişey var galiba: düşündüğümüzde değil de "kendimizi düşündüğümüzde" var olduğumuzu da anlıyoruz gibi..
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/8/2005 - yolculuk :)))
Saat 06:00da yolun başında görüldü Kenan’ın kırmızı 206sı. Ne zamandır Kenan’ı görmemiştim. Geçen gece “ben Adapazarı’na gidiyorum istersen seni de atayım” diye telefon etmeseydi belki uzun bir süre daha göremezdim onu. Aslında görmeye pek de istekli değildim ama arabayla eve gitme sansımı kaçırmak istemiyordum. Sırf bu sansı kaçırmamak için “kaç çantan var fazla yoktur inşallah” diyen Kenan’a “bir küçük çantam var sadece” demiştim. Kenan arabasından indiğinde üç hayvani çantam olduğunu görünce o yüzden biraz sinirlenir gibi oldu. Arabanın arkası tıka basa dolu olmasına rağmen benim çantaları zar zor sıkıştırdı içeriye. O sırada ben de ona talimatlar vererek yüz ifadesine bakıyordum. İçinden kim bilir ne laflar söylüyordu. Bir ikisini gözlerinden anlar gibi oldum ama “şimdi kavga etmeye gerek yok arabayla eve gitme sansımı tepmeyim” dedim sustum. Susmasaydım da bir şey olmazdı aslında; eşyaları çıkarmaya uğraşacağına beni mecbur eve kadar götürürdü ama 6 saat boyunca surat çekemezdim ben.
Arabaya binip 200 metre gitmiştik ki arabanın arka tekerlerinden birinden sürtme sesi gelmeye başladı. İndik baktık nerden geliyor diye göremedik. Biraz daha gittik ama ses kesilmedi. Eşyalar fazla gelmişti. “ya olm madem araban fazla yük kaldırmıyor ne diye bu kadar eşya aldın ki yanına” diye atıldım Kenan’a karşı. O da bir an afallayıp “harbiden” falan dedi. “böyle olmayacak bari eve gidip kışlık eşyalarımı bırakayım” diyerek U dönüş yaptı birden. “ulan biraz insan ol” dedim kendi kendime. “ya Kenancım sen bizim eve çek, ben bir iki şey bırakayım” dedim. Galiba çok yarım ağızla söylemişim ki Kenan bunları duymadı bile. Neyse evlerine gelince Kenan kışlıkları alıp apartmana girdi. Ben de “şimdi o eşya taşırken boş durmak olmaz” diyerek en kocamanından bir koli kapıp girdim arkasından apartmana. Asansörde kolinin üzerinde “yazlıklar” yazdığını gördüm ama bunu Kenan’a çaktırmamaya çalıştım. Kapının önüne geldiğimizde de “belki çakmıştır” diye çok yorulmuş gibi yaparak “ben arabada bekliyorum seni” diyip sıvıştım oradan..
Artık ses mes yoktu arabada. Jilet gibi gidiyorduk. İkimizde uzun süredir birbirimizi görmediğimizden konuşmakta zorlanacak gibiydik. Böyle durumlarda anılar hep işe yarardı. “ne günlerdi ya o lise yılları” açılışıyla başladım ben. Kenan ardından “harbiden abi ya” diyince bu bagajla ilgili gerginliğin geçtiğini anlayıp başladım anlatmaya. Oytunun dağcılığından, Tarık’ın çapkınlığına, Onur’un uykusundan, Bahadır’ın hırsızlığına, Ümit’in sutopundan, Sansal’ın askerliğine, Ertuğrul’un kredi kartlarından, Girayın çetesine, Nilay’ın eteğinden, Pınar’nın balık etine, kıldan yünden her şeyden bahsettik. Hatta hızımızı alamayıp Gökhan’ın Pentium 75ini bile andık bir ara. Yalnız Kenan fazla konuşmadı. Yola mı konsantre olmuştu yoksa ben mi çok boş konuşuyordum anlamadım. Zaten o yüzden kızlardan da bahsetmiştim. Biliyordum Kenan’ın nasıl kız delisi olduğunu. Dayanamazdı kızsız ortamlara. Kız muhabbeti oldu mu yoktu ondan iyisi. İşte bu muhabbetler arasında bir ara anlatmaya başladı. Yok bir gece yine böyle arabayla giderken bir kıza çarpmış da, sonra kız hastaneye gitmek istemeyince kızı evine götürmüş de, ondan sonraki bir hafta iliklerine kadar kurumuş da.. sonra bir ara da arabasının küçüklüğünden doya doya bir sevişilmediğinden falan yakındı. Biliyordu benim yıllardır yalnız olduğumu. O yüzden bıraktığı eşyaların öcünü almak için benim bu en hassas yanıma vuruyordu işte. Yoksa Kenan’ın bir kıza yatakta bakım yapmasını bırak, gidip saati sorması bile imkansız gibiydi. Bozmaya gerek yoktu moralimi ama yine de konu değişse iyi olacaktı. “ya Kenancım o değil de sen aç mısın rengin solmuş” diyince Kenan durabildi. Yoktu aslında renginin soluk olduğu falan ama ben açtım. Sabahtan beri konuşurken ağzımın kokusunu duymasın diye boğuşup duruyordum zaten kendimle. “aç değilim ama şurada biraz atıştıralım” diyerek yörsan dinlenme tesislerinde durdu.
Mönüde bir sürü yemek vardı ama ben ucuz olması bakımından bir kaşarlı tost yiyeceğimi söyledim. Kenan da bana uyacağını söyledi. Kasaya yaklaşıp siparişlerimizi vermek üzereyken Kenan’ın cebinden para çıkardığını gördüm ama bunu ona belli etmedim. Zira cebimde bir tost yiyecek para vardı ve Kenan’ın çıkardığı bir yirmilikti. Kasiyer siparişlerimizi sorduğunda “iki tost ve iki ayran alalım” dedim. Hemen sonrasında da ceplerimi yoklamaya başladım. Ben yoklarken benim siparişleri vermemle yapacak bir şeyi kalmayan Kenan, kasiyerin hoş bir hatun olmasının da etkisiyle elindeki yirmiliği kıza uzattı. Hazır o parayı uzatmışken ben iki tost daha ilave ettirdim siparişlere. Tostlarımızı alıp bahçede bir yere oturduk karşılıklı. Arabada işe yaradığını bildiğimden ben yine anılardan başladım konuşmaya. Ama bu sefer Kenan hiç karşılık vermedi. Bir ayran bir tost öyle devam etti.
Karnım tok arkam pek yolculuğumuz devam ediyordu. Arada sırada birbirimizin müzik zevkini baltalayarak radyo kanallarını değiştiriyorduk. Birde “PLAKA PLAKA” diyerek yanımızdan geçen arabalar bozuyordu sessizliğimizi. Arabanın arka plakasının tek vidası yoktu ve biraz yamuk duruyordu. Bunu bende görmüştüm bagajı kapatırken ama kendim yaptım sanarak bişey dememiştim. Meğersem o Kenan’ın ilgi çekip kızlarla tanışmak için bir numarasıymış. Okulda arabayla turlarken kızlar “PLAKA” diyerek laf atıyor Kenan da böylelikle onlarla bir kaynaşma vesilesi buluyormuş. Neyse, Ben radyoda ki bir şarkıya kaptırmış giderken Kenan hafiften yavaşlamaya başladı. Daha önce anlatmıştı arada sırada yoldan arabaya karı aldığını, ben yine öyle bir şey mi var diye etrafa bakarken “lastik patladı galiba lan” demesiyle anladım olayı. Benim ve eşyalarımın olduğu tarafta arka lastik patlamıştı.
Arabada ne kriko vardı ve bijon anahtarı. Allah’tan Kenan arabayı sigorta yaptırmıştı. Bir iki telefon ederek olayı çözüme kavuşturdu. 25 dakikalık sessiz bekleyişten sonra –bir kere “valla cenabet değilim” dedim sadece”- çekici kaldığımız yere geldi.. elimden bişey gelmezdi bu konularda. Ehliyetimi bile zar zor almıştım ben ve aldığımdan beri araba kullanmışlığım bile yoktu. Şöyle uzak bir köşede oturmuş onların uğraşlarını izlerken boş görünmemek için olaya bir hava katmak için “abi ben şunun bir fotoğrafını çekeyim ya, güzel bir de gezi yazısı yazarım altına, değişik bir anımız olur” dedim. Cebimden yeni aldığım cep telefonumu çıkararak hava ata ata bir iki poz çekmiştim ki “olm torpidoda makine var onla çeksene” diyerek bütün havamı söndürdü Kenan ve dijital bir makine tutuşturdu elime. Başka zaman olsa altında kalmayıp alette kusurlar bulurdum ama bu seferlik sadece fotoğraf çekmekle yetindim. Onlarda bu arada arabayı çekiciye çıkarmışlardı. Ben Kenan’ın suratını görmemek için çekisinin içine oturdum, kenanı arabada bırakarak. Tahminen 2 km sonra bir lastikçide durduk. Ay ben sansıma tüküreyim ki lastikçide kimse yoktu. iş bize ve etraftaki amcalara kalmıştı. Her yerde bulunan ve her şeyden anlayan amcalardan vardı orada da. Hemen ayak üstü lastiğin neden patladığı, patlama anında ne yapılması gerektiği, eski tecrübeleri içeren konuşmalar başladı. Bende konu dışı kalmamak için küçükken patlayan toplarımı nasıl tükürük ve çamurla tamir ettiğimi ve bisikletimin cant ayarını nasıl yaptığımı falan anlattım. Neyse her şey tamamdı da işe başlayan yoktu. Biri eline krikoyu alıp arabayı kaldırmayı denedi ama araba dolu olduğundan yere o kadar yakındı ki kriko arabanın altına girmedi. Ben kendimi gösterme fırsatını kaçırmayarak “ağabeycim tutup kaldıralım biraz, genciz evelallah” dedim. Yapıştım arabanın tampona, asıldım asıldım yok, zaten araba dolu, kalkmıyor. Ben olmayacak galiba derken Kenan bir asıldı ki arabaya sanki el arabası taşıyor mubarek. Yani biraz daha kaldırsa krikoya gerek kalmayacaktı. İşte o an kenanla fazla takışmamaya karar verdim.
Araba tamir edilmiş biz yine yola koyulmuştuk. Bu sefer radyoya da karışmayarak kendi kendime düşüncelere daldım. Düşündükçe içlendim içlendikçe konuşmak istedim. Adapazarı’na 3-4km kala artık dayanamayarak “bak Kenancım biliyorum başından beri bana telefon ettiğin ana lanet okuduğunu.. haklısın haklı, bende olsam okurdum ama inan bana sana bir garezim yok” dedim. “hem garezim olsa ne olacak ki ne yapabilirim ki, baksana ezik bir insanım ben” diye devam ettim. Kenan güneş gözlüklerin altından “dur bakayım bişey olacak” der gibi bakarken “çok yalnızım be Kenanım, yok hiç sevenim, unutmuşum çıkarlar olmadan yaşamayı.. ama elimden de bişey gelmiyor ki baksana bi bana; ne senin gibi arabam evim var ve bitirdiğim bir okul. Şu arkadaki üç çantamdan başka neyim var. Telefonuma bilgi mesajlarından başka mesaj bile gelmiyor.. bir işten anladığım da yok ki insanlar beni sevsin…” dedim. “lan ne oldu sana” diyecek oldu “yok bişey olduğu can dostum olan olmuş çoktan, ilgisizlikten böyle davranıyorum ben ama engel olamıyorum buna. Anlasana kıskanıyorum olm seni anlasana işte. Şu “plaka” diye bağıranları bile kıskanıyorum, sigortaya telefon etmeni, hatta kendinden emin vücudunu gösterecek şu atleti giymeni bile kıskanıyorum” dedim ve ardından sarıldım boynuna.. sessizce arabayı kullanıyordu sadece ama içindeki babacanlığı hissedebiliyordum. Sonunda beni anlayan birini bulmuştum..

(bu yazıdaki olay ve kişiler tamamen olmasa da çoğunluğu uydurma olup gerçek hayatla pek alakası yoktur..  )
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
I think there for I am alone..
Kategoriler
Arkadaşlarım
agnia
|